İshak Paşa Sarayı
Türk
mimari tarihinin en güzel eserlerinden İshak Paşa Sarayı, Ağrı’da bulunuyor.
Yapımı 99 yıl süren İshak Paşa Saray’ı yerli ve yabancı turistler tarafından
yoğun ilgi görüyor. “Ağrı Dağı’nın yamacında, dört bin iki yüz metrede bir göl
var, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğünde. Çok derinlerde.
Göl değil bir kuyu. Gölün dört bir yanı, yani kuyunun ağzı, fırdolayı kırmızı,
keskin, bıçak ağzı gibi ışıltılı kayalarla çevrili. Sonra gölün mavisi başlar.
Bu, bambaşka bir mavidir.
Gülbahar,
Ahmed'i Küp Gölü'nde yitirdi. O gün bugündür, Küp Gölü'nün oralardan geçenler,
gölün kıyısına oturmuş, kara, ışık gibi akan uzun saçlarını sırtına sermiş,
başı iki elleri arasında gözlerini som mavi suya dikmiş Gülbahar'ı görürler.
Arada sırada Ahmet, gölün sularında Gülbahar’ın gözüne gözükür, Gülbahar
kollarını açıp Ahmed'e yürür ve “Ahmet, Ahmet!” diye bağırır. Sesi bütün dağda
yankılanır.
Göl
kaynar, Ahmet silinir, Gülbahar silinir, küçük ak bir kuş gelip kanadını suyun
som mavisine batırır ve sonra da bir atın kapkara gölgesi suyun üstünden gelir
geçer."
Ağrı
Dağı Efsanesi kitabında böyle betimler Yaşar Kemal, birbirine kavuşamayan
Gülbahar ile Ahmed’in İshak Paşa Sarayı’nda geçen destansı aşklarını.
Bunlarda İlginizi
Çekebilir
İshak
Paşa Sarayı’nın görkemli binasının kuzeybatı köşesindeki kapısından içeri girip
21 basamaklı merdivenlerden iner inmez zindan karşıma çıkıyor. Hücre
bölümlerinde dolaşırken, taş duvarların buz gibi soğukluğunun etkisiyle
bedenimin titrediğini hissediyorum. Gözlerim, duvar seviyesinin üst kısmında
bulunan küçük mazgal pencereden içeriye süzülen ışığa takılıyor. Sanki ışık
değil, zindanın duvarlarında süzülen Yaşar Kemal’in kitabındaki satırlardı…
Doğubayazıt’a
8 km mesafede, ovaya hâkim dik bir tepe üzerinde bir masal dünyasından
fırlamışçasına, tüm heybetiyle görenleri kendine hayran bırakan İshak Paşa
Sarayı, içine girdiğim andan itibaren büyüleyici atmosferi ve efsaneleri ile
bütün ruhumu sarıp sarmalıyor. Saray, kitabesinden anlaşıldığı üzere 1784
yılında Çıldıroğulları'ndan II. İshak Paşa döneminde yaptırılmış. Osmanlı
mimarisinin, Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul
ediliyor.
7600
m2’lik bir düzlem üzerine oturtulan saray, üç tarafı sarp dik bir tepe üzerinde
inşa edilmiş. Sarayın, bazı bölümleri tek, bazı bölümleri iki, bazı bölümleri
ise üç katlı ve iki büyük avlu çevresinde oluşturulan bölümlerden meydana
getirilmiş. Sarayın 366 odası var. Saray öylesine büyük ki, içinde barındırdığı
cami, divan odası, fırın, mutfak, ahırları ve hamamıyla sanki küçük bir
şehir... Topkapı sarayına benzetenler de var. Konumu, görkemli mimarisi,
anıtsal tak kapıları, taşa hayat veren motifleriyle tam bir sanat abidesi.
Sarayın
dikkat çekici özelliklerinden biri de saraydaki ısıtma yöntemi. Şöyle ki;
ocaklarda ısıtılan sıcak suyun, toprak künkler vasıtasıyla yapı içerisinde
dolaştırılmasıyla bir nevi kalorifer sistemi oluşturularak iç mekânların
ısıtılması sağlanmış. Özellikle bölgenin iklim koşulları da göze alındığında, o
dönem itibarıyla ne kadar ileri bir ısıtma sistemi olduğu bugün hâlâ şaşkınlık
ve hayranlıkla karşılanıyor.
Sarayın
iki büyük avlusu var. Birinci avludan ikinci avluya Gotik tarzda anıtsal taç
kapıdan geçiliyor. Taç kapı başta olmak üzere, sarayın birçok bölümünde ve
mezarlığında sıkça işlenen ve uzun ömrü temsil eden servi ağacı motifi gibi
kabartma tekniği ile yapılan değişik figürler, geleneksel Türk - İslam
sanatının güzel örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.
Kime
ait olduğu bilinmemekle beraber İshak Paşa’nın yattığı düşünülen sekizgen
planlı türbe, hareketli cephesiyle dikkat çekiyor. Ayrıca avluda, bölge halkı
arasında 'süt çeşmesi' olarak bilinen, bir musluğundan süt, bir musluğundan su
aktığı söylenen bir çeşme bulunuyor. Çeşmenin üzerinde, su ile gül arasındaki
aşkı sembolize eden bir damla motifinin içinde kıvrık dal ve yapraklarla birlikte
işlenmiş gül motifi oldukça ilgi çekici detaylardan biri.
Saraya
500 metre uzakta bulunan, büyük İslam âlimlerinden 'Memu Zin' adlı eserin
sahibi Şeyh Ahmedi Hani’nin türbesi ve yanı başındaki cami de bölgede en çok
ziyaret edilen inanç turizmi merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.
Attığımız
her adımda tarih, baktığımız her bir köşesinde sanat, incelediğimiz her bir
motifte Türk - İslam kültürüyle yoğrulmuş Selçuklu sanatının geleneksel
örnekleri karşısında hayran kalıyor ve büyüleniyorum. Saraya girdiğim andan
itibaren çiseleyen yağmur yavaş yavaş artmaya başlıyor. Sarayda kullanılan
taşın rengi kızıl toprak bir tonda olduğundan, kapalı hava ve yağmurun
etkisiyle fotoğraf karelerimde harika renk tonları yakalayabiliyorum. Fotoğraf
çekerken aniden gözlerim havada uçan bir akkuşa takılıyor. Kanadını som mavi suya
batırmış bir akkuş mu? diye.





Yorumlar
Yorum Gönder